07 Mayıs 2021 Cuma

Aktuel Doğal Ilimler ve Bilimler Araştırma Gazetesi

Orta Dogu Uzerine Bir Ropörtaj

25 Ocak 2014, 15:26
Orta Dogu Uzerine Bir Ropörtaj
Röportaj: HAMZA ÖZTÜRKÇÜ

Cahit Tuz İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde Yan Dal eğitimini aldı. 2010 yılında  USAK (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu) Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezinde çalışmaya başladı. 2012 yılı başında TBMM’de Ortadoğu Danışmanı Olarak göreve başladı. Aynı yıl Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nde Ortadoğu Siyaseti ve Uluslararası İlişkileri Bölümünde yüksek lisans eğitimine başladı. Hali hazırda SDE’de Ortadoğu uzmanı olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Arap Baharının oluşumu ve kaynağı hakkında neler söyleyebilirsiniz.?

Arap Baharı’nın başladığı günden bu yana gerek görsel, gerekse yazılı medyada farklı birçok değerlendirme ve analiz yapıldı. Ekseriyeti sathi kalan ve bölge gerçeklerinden uzak olan analizler neticesinde Arap Baharı’yla ilgili temelde iki görüşten söz etmek mümkündür. Birincisi,sürecin Batı’nın isteğiyle ve sistematik bir formatta ortaya çıkmış olduğudur. İkinci görüş ise, ‘bu ülkelerdeki toplumsal dinamiklerin etkisiyle ve tarihsel bir süreçle ortaya çıktığı’ görüşüdür. Ancak şahsi kanaatim, Arap ayaklanmaları büyük ölçüde iç dinamiklerle gelişti. Zira olayların temelinde,Arap dünyasının genelinde yıllar boyu süren baskıya, zorbalığa, haksızlıklara, hayal kırıklıklarına, ekonomik, siyasal ve sosyal başarısızlıklara yeter deme iradesi bulunmaktadır.

Uluslararası konjonktür, küreselleşme bu ayaklanmaları dolaylı olarak etkilese de son tahlilde iç dinamikler olayları başlattı. Ancak bu dinamikler harekete geçtikten sonra hem bölgesel hem de küresel aktörler bu dinamikleri etkilemek için harekete geçtiler. Özellikle Libya müdahalesinden sonra dış dinamikler sürece müdahil oldu. Özellikle Suriye çıkmazının yarattığı boşluk dış unsurların fiili olarak rol almasını sağladı.Ancak netice itibari ile, yaşananlar belirli ideolojilerin etrafında değil, kendiliğinden ve kargaşa içinde ortaya çıkmış, gelişen süreçte dış faktörlerin etkisine açık bir vaziyet almıştır.

Arap Baharının yıllar öncesinden planlandığı konuşulmakta. Demokrasinin eksik kaldığı Ortadoğu’da asıl amaca ulaşmak zor olmadı. Yine bu bağlamda düşünüldüğünde demokrasinin eksik kaldığı Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde bu tarz bir oluşum görülebilme ihtimali nedir. Yani Arap Baharı, Türk Baharı olabilir mi?

Osmanlının tarih sahnesinden silinmesiyle, Ortadoğu’da siyasal bir boşluk meydana geldi. Bu süreç sonunda İslam dünyası, maddi ve manevi büyük bir şok yaşamıştır. Suni sınırlarla hem ülke sınırları hem de halklar parçalara bölünmüştür. Ülkelerin isimlerinde demokratik veya cumhuriyet kavramları kullanılsa da bölge tamamen dışarıdan gelen direktiflerle yönetilmiş ve çok büyük kısmı sömürge haline getirilmiştir. Bölgeyi uzun süre yönetebilmek için üç aşamalı bir planın hayata geçirildiğinden söz etmemiz mümkündür. 1.) Bölge küçük ülkelere bölündü. 2.) Ülke yöneticileri, halktan uzak, bölgenin öz değerlerine saygı duymayan ve dış dinamiklerin direktifleriyle hareket eden kişilerden seçmek. 3.) Ülkeleri farklı etnik ve dini unsurlardan oluşturmak. Özellikle Suriye ve Lübnan’daki etnik ve dini unsurların yerleşim biçimleri ve dış bağlantıları incelendiğinde planlı yürütülen projeler çok daha net bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Ancak bölge üzerinde her ne kadar uzun vadeli projeler yürütülmüş ise de, Arap Baharı süreci iyice tahlil edildiğinde, önceden tasarlanmış bir plandan ziyade, temel etkenin tarihsel süreçte gelen birikimlerin olduğu sonucuna varmaktayız. Hal böyle iken, Arap Baharı’nın planlı bir sürecin ürünü olduğunu söylemek bölgede 30-40 yıl öncesinden günümüze gelen süreçte zaman zaman yaşanan demokrasi taleplerini görmemezlik anlamına gelir.

Kuşkusuz yeni dünya düzeni demokrasinin var olmadığı yönetimlere yaşam alanı tanımıyor. Gelişen teknoloji ve dünyanın küçük bir köy haline gelmesiyle toplumlar çok kısa zamanda her türlü bilgiye erişebiliyor. Dolayısıyla 21. Yüzyıl dünyasında cebren yönetmek giderek zorlaşmaktadır. Bu sonuç daha demokratik ve halkların yönetimde daha fazla söz alabileceği yeni yönetim anlayışlarını beraberinde getirecektir.

Ortadoğu’da yaşanan halk hareketlerinin yayılmacı bir özellik taşıdığını değerlendirecek olursak, sürecin farklı yerlere de sıçrayacak şekilde devam edeceğini söylememiz mümkündür. Nitekim başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölgenin bir çok ülkesi bu endişeyi yaşamaktadır. Sürecin Suriye’de çıkmaz bir hale getirilmesini biraz da bu çerçevede okumak gerekir. Benzer bir sürecin Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde yaşanması mevcut konjonktürde zor görünse de, bölge dinamikleri bazı değişimlere açık bir zemine sahiptir.

Türk dış politikasında diplomat açığımız malum. Özellikle özel konum itibariyle önem arz eden diplomasi trafiğinde sizce yeterli miyiz?

Türkiye, dış politikada uzun yıllar boyunca “bekle gör stratejisini uyguladı.” Karar veren ve uygulayan bir görüntüden ziyade büyük güçlerin tavrına göre politikalar izlendi. Bu içe kapanık dış politika hem gerçek kapasitemizin işlemesini sınırladı hem de bugünümüze kadar süre gelen siyasi sıkıntıların yaşanmasına neden oldu. Buna en iyi örnek Cezayir’in bağımsızlığına giden süreçte Türkiye’nin takındığı tavırdır. Zira Türkiye, Aralık 1958’de BM’deki Asya-Afrika ülkeleri grubunun Cezayir’in bağımsızlığının hemen tanınması yönündeki önergesine çekimser oy verdi. Ancak bu tarihî bir oydu, çünkü önerge bir oy farkla reddedildi. Cezayir’deki kanlı savaşın üç yıl daha devam etmesine ve dolayısıyla binlerce Cezayirlinin daha katledilmesine neden olan bu oylamada Türkiye’nin çekimser oy kullanması Cezayir halkı tarafından büyük hayal kırıklığı ile karşılandı. Nitekim,Cezayir’in ilk Cumhurbaşkanı Ahmet Bin Bella, bu olayı Türkiye’nin BM’de Fransa lehine oy kullanması konusunda çok büyük bir hayal kırıklığına uğradıklarını ifade ederek açıklamıştı.

Bu olayın üzerinden her ne kadar yarım asırlık bir süre geçmiş olsa da iki ülkenin siyasi tarihinde sürekli gündemdeki yerini korumuştur. Özellikle son üç yıldır Ortadoğu’da Arap Baharı olarak ifade ettiğimiz halk ayaklanmalarında Cezayir’in İran’a yakın politikalar izlemesini bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Türkiye, son dönemlerde dış politikada yaptığı hamlelerle “içe kapanık,” “bekle gör” dönemlerini artık geride bırakmıştır. Duran değil, aktif olan, ürkek değil, sorumluluk alabilen, yer yer pro-aktif bir dış politika seviyesine çıkan bir sürece girdi. Türkiye dünyanın her yerine açtığı büyükelçiliklerle adeta dünyayı yeniden keşfetti. Artık dünyanın herhangi bir yerinde hasıl olan her hangi bir sorunda sorumluluk üstlenebilen bir Türkiye var. Elbette eksiklikler yok değil, ancak ilgililer eksiklilerin farkında ve zamanla bunların giderileceği kanaatindeyim.

1900’lü yıllarda dünya üzerinde uluslararası ilişkiler alanında yeni bir oluşum ortaya çıktı. Thınk Tank dediğimiz düşünce kuruluşları bizim ülkemize 100 yıl sonra geldiği bilinmekte. Bu kuruluşlar Türkiye ‘ye neler katabilir ve çalışma sahası nelerdir. (sizlerde bir nevi düşünce kuruluşunda çalışıyorsunuz.)

Düşünce kuruluşları coğrafyamıza henüz yeni girmiş bir kavramdır. Oysa gelişimi sağlayan diğer eğitim kurumları gibi düşünce kuruluşları da kalkınma ve ilerlemenin temel sütunlarından birini teşkil etmektedir. Bir ulus kendi kavramlarını, kendi yaklaşımlarını oluşturmadığı müddetçe başka ülkelerin kavram ve bakış açılarına mahkûm olacaktır. Ortadoğu coğrafyasında yaşanan en büyük sıkıntı işte tam da budur.

Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin gelişimlerine paralel olarak güç kazanan bu tür düşünce-araştırma kurumlarını ‘geleceğin Ortadoğu’sunun habercileri’ olarak adlandırmak mümkündür. Unutulmamalıdır ki Ortadoğu, evrensel standartlara uygun siyaset üretmede ulusal kurumlar ve ürünler ortaya koymayı başardığı sürece güçlü bir bölge olabilecektir.

Son dönemde Arap dünyası özelinde yaşanan gelişmelere bakıldığında, tarihi bir sürece şahitlik edildiği rahatlıkla söylenebilir. Böylesi bir dönemde, Arap ve Türk entelijansiyasının bölgenin geleceği hakkında ne düşündüğünü anlayabilmek ve gerektiğinde tecrübe aktarımında bulunabilmek için iletişim kanallarının bilhassa düşünce kuruluşları aracılığı ile aktif hale getirilmesi gerekmektedir.

Tunus’ta bulunduğum esnada gözlemlediğim bir durum var ki, o da şudur; Oralarda hayat artık çok zor. Çeşitli bombalı eylemler hala oluyor. Özellikle Tunus’ta halkın istediği olduğu halde neden bölgesel huzur hala sağlanamadı. Ya da başka bir deyişle asıl demokrasinin gelişi sizce ne kadar zaman alabilir?

Başta Tunus olmak üzere Arap Baharının yaşandığı ülkelerde gerçek manada bir devrim olmadı. Mısır Örneğinde gördüğümüz gibi yıllardır ülkeleri demir pençelerinde yöneten diktatörlerin gitmesi, bir değişimden ziyade bir geçiş sürecini ifade ediyordu. Esasında devrim hareketlerinin başarılı olup olmadığını bu süreç belirleyecekti. Nitekim, Mısır’da gerçekleşen darbe ile süreç akamete uğratılarak başarısız kılındı. Ancak, Tunus’ta süreç, hala başarılı olma ile Mısır gibi akamet uğrama arasında bir mücadele veriyor.

Esasında devrim hareketini başarısız kılma çabaları ilk önce Tunus’ta sergilendi. İlk önce muhalif lider Şükrü Belayid ve akabinde de Muhammed Brahmi’nin bir suikast sonucu öldürülmesini bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Ancak Raşid Gannuşi liderliğindeki en-Nahda hareketi izlediği doğru stratejilerle olası darbe hamlelerini engelledi. Süreci başarısız kılmak adına her ne kadar çaba sarfeden iç ve dış dinamikler olsa da Tunus halkı oynanan oyunları görmekte ve bu tuzağa düşmemektedir. Zira, Aliya İzzetbegoviç’in bilgeliğinin Bosna halkına ilham olduğu gibi, Gannuşi’nin entelektüel birikimi de Tunus halkına ilham olmaktadır. Bölgede demokrasinin tesisini şimdiden tahayyül şüphesiz çok zordur. Ancak halkın süreç içerisinde ortaya koyduğu net tavır, eski diktatör rejimlerin bölgede yeri olmadığına işaret etmektedir. Mısır darbesinden sonra görüştüğüm bir Mısır’lı uzmanın; “biz eskiden ölmekten korkardık. Ancak artık çocuklarımız öleceklerini bile bile demokrasi için meydanlara akın etmektedir.” Sözü bölgede yaşanan olayların ruhunu en iyi şekilde özetlemektedir.


    Yorumlar

EN ÇOK OKUNANLAR
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV