07 Mayıs 2021 Cuma

Aktuel Doğal Ilimler ve Bilimler Araştırma Gazetesi

Soğuk Savaş Sonrası Yeni Dünya Düzeni

25 Ocak 2014, 15:31
Soğuk Savaş Sonrası Yeni Dünya Düzeni

Soğuk Savaş Yılları  Doğu Bloğu ülkeleri ile Batı İttifakı (NATO) arasında 1946′dan 1991′e kadar devam etmiş olan uluslararası siyasi ve askeri gerginliktir. Bu dönemin sona ermesinden sonra oluşan düzen uluslararası sistem açısından oldukça önemli bir süreçtir. Bu sürecin uluslararası sisteme yansımaları nedir? Başat aktörlerin iç ve dış politikalarına olan etkisi ve bu aktörlerin şu anki ve gelecekteki muhtemel tedbirleri, Türkiye’nin bu düzendeki rolü ve sistemde ideolojilerin yeri ne olmuştur?  Bu ve bunun gibi pek çok soru işaretlerine Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin kıdemli ve alanında uzman çok değerli akademisyenlerinden Süleymen Erkan’la cevap bulduk. Kendisi aynı zamanda Siyasi Tarih uzmanıdır.

 ***

-Soğuk savaş sonrası oluşan düzenden kısaca söz eder misiniz? Uluslararası sisteme küresel etkileri nedir?

Soğuk savaşın sona ermesi uluslararası ilişkilerde bir dönüm noktasıdır. Nasıl ki soğuk savaşın başlaması ulusararası ilişkilere yeni bir kavram kazandırmışsa bitişi de temelden bir değişim anlamına gelir. Francis Fukuyama bunu tarihin sonu olarak adlandırıyor. Evet bu belki uluslararası ilişkilerin bütününü açıklayacak bir açıklama değil ama gerçeklik payı var. Nasıl ki soğuk savaş döneminin bir takım sorunları varsa ki bunların birçoğu yeni düzende ortadan kalktı ancak bu kez yeni sorular ortaya çıktı. İnsanlık bir hayal kırıklığına tanık oldu. Yaşanan sorunlar soğuk savaş döneminin sorunlarına göre daha çetindi. Soğuk savaş döneminde basit şekilde süren ilişkiler soğuk savaşın sona ermesiyle karmaşık,ginift bir hal aldı. Soğuk savaş döneminde bir taraf NATO ile güvence sağlarken diğer taraf Varşova Paktı ile güvence sağlıyordu. Ancak özellikle soğuk savaş sona eripte Varşova Paktı çökünce ortaya tek kutuplu bir dünya çıktı ve bu tek kutuplu dünyada yeni sorunlar ortaya çıktı. Özellikle BM birçok konuda yetersiz kaldı. Uluslararası ilişkilerde çözüm amaçlı muhatap bulmak zorlaştı. Ve bütün bunlar birleşti sorunlar iç içe girdi Dünyanın gittikçe sorunların daha kolay çözüleceği bir yer olması umut edilirken aksine daha problemli bir hal aldı.

 

RADİKAL GRUPLAR BU DÜZENİN KAZANANLARI OLMUŞTUR

-Yeni düzenin artıları,eksileri sizce nedir? Kazananları kimler olmuştur?

Artıları her zaman barış isteyen ülkeler soğuk savaş sona erince yeni olanaklara kavuştular. Özellikle ticarete daha yatkın ülkeler bundan avantajlı çıktılar. Bu şekilde böyle bir potansiyele sahip ülkeler ön plana çıkmaya başladılar. Hindistan, Brezilya, Türkiye gibi Kore gibi ülkeler ekonomik olarak karlı çıktılar söylenebilir. Sovyetlerin dağılmasıyla bu blokta yer alanlar da bağımsızlığını kazanarak dünyayla entegre olma şansı yakaladılar. Soğuk savaş dönemine oranla özgürlüklere ulaşma anlamında karlı çıkmışlardır. Soğuk savaşın sona ermesiyle yeni dünyada terörizm faaliyetleri yaygınlaştı. Radikal grupların amaçları yada  ortaya çıkmaları, etnik nedenlere, mezheplere ve tabi ki burada şuda denebilir, ideolojileri bunlara dayamış olabilir. Bu gruplar uluslararası gündemde kendinden oldukça söz ettirir oldular. Hesaba katılmaya başlanan bu gruplar uluslararası ilişkilerde artık sözü edilen güç haline gelmiş oldular.

 

İDEOLOJİLER ASLA ÖLMEZ SADECE ZAMANLA MİSYON DEĞİŞTİRİR

-Yeni kurulan düzende ideolojilerin yeri ne olmuştur?

Francis Fukuyama ideoloijilerin öldüğünü söylemiştir. Ancak bunu ideoloilerin önemini kaybettiği şeklinde söylemek daha doğru olacaktır. Aslında değişen dünya düzeniyle, globalleşmeyle beraber ideolojilerde bu düzene yönelik yeni misyonlar biçtiler kendilerine. Yani onlarda değişti, bütünüyle ortadan kalkmadı. Komünizm birkaç ülke dışında etkisini tamamen kaybetti. Küba, Kuzey Kore gibi ülkeler direnmeye devam etsede son dönemlerde yaşanan krizler ideolojileri tekrar canlanır bir hale getirdi. 2008 krizi gibi. Deyim yerindeyse Marx hatırlanır hale geldi ancak eski anlamda bir dayanışmadan bahsetmek çok zor. Çok ilginçtir ki soğuk savaş döneminde enternasyonel olan komunizm daha sonra bu niteliğini kaybetti. Aslında tersi olmalıydı. Buda bize insanların ideolojilere eskisi kadar ilgi duymadıklarını göstermektedir. Örneğin eskiden bir sağcının sol partiye, solcunun sağ partiye hiçbir zaman oy vermesi gibi bir durum olmazdı. Ama bu sistemde daha değişken bir ortam oluştu. Ya da eskiden insanlar misal telefon için Amerika’nın ürettiği bir şey gözüyle bakıp kaçınırken daha sonraları insanlar fonksiyonlarına, işime yararına bakar oldu, bakış açıları değişti. Küreselleşen dünyada ideolojiler de bu küreselleşmeden etkilendiler. İdeolojilerin değişmesi azalması anlamında değildir. Bu değişik, farklı şekilde yaşanan düşünceler halinde oldu. Artık uluslararası toplum birçok olanak ve açılım sayesinde birbirleriyle yakınlaşmaya başladılar. Burada iletişim imkanlarının artmış olmasından söz etmek gerekir. Örneğin Erasmus gibi. Uluslararası   ilişkilerin küreselleşmesi bağlamında küresel sermaye ortaya çıktı. Dolayısıyla Uluslararası  şirketler devletlerin  fonksiyonlarını azaltmışlar ve öne çıkmışlar. Bugün siyasilerden daha çok ceolar para kazanıyor.

 

İNSANLAR ARTIK HAKLARINA SAHİP ÇIKIYOR

-Soğuk savaş sonrası düzende insan haklarına olan tutumdaki değişiklikler ve nedenleri nedir?

İnsan hakları konusu soğuk savaş döneminde özellikle anti demokratik dünyada ki büyük ölçüde Doğu bloğu ülkelerinde söz konusu değildi. Bu ideolojilerin totoliter niteliğinden kaynaklanıyordu. Helsinki Deklerasyonu 1975′ den itibaren bu ülkelerin dağılmasına giden yolun başlangıcı oldu. 35 ülke birbirlerinin aleyhine faaliyetlerde bulunmayacaklarına ve kendi ülkelerinde özgürlüklere saygı göstereceklerine dair imza attılar. Bu Doğu bloğu ülkelerinde demokrasiye giden yolun başlangıcı oldu, anayasalar oluşturuldu ve anayasalar özgürlükleri içermeye başladı. Dolayısıyla insan hakları konusu daha çok öne çıktı. İnsanlar özgürlüklerine daha fazla sahip çıktılar. Batıda zaten var olan özgürlük Doğudaki gelişmeler ışığında dahada ilerledi. Bu küreselleşen dünyada pozitif yönlü bir gelişme oldu. 3. dünya da bundan çok etkilendi. Bugün Ortadoğu’da yaşanan Arap Baharı da bunun gecikmeli bir yansımasıdır. İletişim olanaklarının artmasıyla insanlar çok daha kolay birbirleriyle iletişim kurar hale geldiler. Ve bu gelişmeler özellikle etkisini haklara saygı konusunda kendini gösterdi. Önceleri merhaba, nasılsın yönündeki diyologlar artık birçok noktada düşüncelerin paylaşımına geçmiştir..

 

ULUSLARARASI TİCARET TARİHİN HİÇBİR DÖNEMİNDE GÖRÜLMEDİĞİ KADAR ÇEŞİTLİLİK KAZANDI

-Yeni düzenin dünya ekonomisine etkileri nasıl olmuştur?

Yeni düzen küresel ekonomi diye bir kavramı öne çıkardı. Dolayısıyla bugünün dünyasında uluslararası ticaret tarihin hiçbir döneminde görülmediği kadar çeşitlilik kazandı. Örneğin eskiden ticaret dendiği zaman bir ülkenin başka bir ülkeden bir şey alıp bir şey satması gibi basit bir devletler arası ilişki özelliği taşıyordu. Şimdi ise diyelim ki Rus pazarı var Trabzon’da gidiyorsun bir tane adam var orda Gürcü Odesa’da doğmuş Çin’den mal alıyor Trabzon’da Türklere satıyor. Yani böyle bir düzen oldu. Tabi bu dünya ekonomisinin canlanmasına yol açtı. Soğuk savaş sonrası ticari ilişkilerdeki faaliyetler piyasada daha çok paranın,malın dönmesini sağladı. Ve sermayenin artışı yabancı ülkelere yatırımıda getirdi. Uluslararası yatırım şirketleri daha çok öne çıktı. Ama şunuda söyleyelim ki her zaman spekülatif hareketler düyada var ola gelmiştir fakat soğuk savaşın sona ermesinden sonra globalleşen dünyada bu spekülatif hareketlerde yaygınlaşmıştır. Borsalar, finans kuruluşlarına yapılan yatırımlar artmıştır. Bunlar globalleşen dünya ekonomisin ortaya çıkardığı durumlardır

-Oluşan yeni düzenin etnik çatışmalarla bağlantısı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu düzende Kürtlerin ve Kürdistan’ın yeri nedir?

Etnik çatışmalar son 2 yüzyılda hep var olmuştur. Fransız ihtilali sonrası özellikle etnik kimlik arayışı hızlanmıştır. 19. yüzyıl nasyonalizim anlayışının etkin olduğu bir yüzyıldır. 20. yüzyılın başlarında gerçekleşen 1. dünya savaşının sonucu olarakta uluslararası ilişkilerde ulus devlet yaratma süreci hızlanmıştır. Wilson ilkeleri dediğimiz süreç buna katkı sağlamıştır. İlk defa self determinasyon kavramı uluslararası ilişkilerde konuşulmaya başlanmış. Ama bu 1. dünya savaşından 2. dünya savaşına kadar bazı problemlerde yaratmıştır. Aşırı ırkçılık,faşizm gibi akımların doğmasına sebep olmuştur. 2. dünya savaşının sona ermesiyle soğuk savaşında etkisiyle etnik çatışmalar yine var olmasına rağmen bugün ki kadar yaygın değildir. Soğuk savaş dönemi çatışmaları daha çok bloklar arası çatışmalar şeklindeydi. Ancak çatışmalarda bloklardan birisi bir tarafı diğeride diğer tarafı tutarsa devam ederdi ama bloklar destek vermezse devamı pek gelmezdi. Soğuk savaş sonrası ise Hantington’un da belirttiği gibi artık Medeniyetler Çatışması kavramı ortaya çıktı. Etnik çatışmalarda bunun bir ayağını oluşturmaktadır. Uluslararası terörizmde bundan faydalanmıştır. Bugün teröristlerin en büyük hedefleri yabancı kültürlere karşı savaş vermeleri iddiasını taşımalarıdır. Günümüzde Amerika tek kutuplu dünyanın lideri olduğu için terörist gruplar daha çok kültür üzerinden Amerika’yı hedef alır hale gelmişlerdir. Aslında etnik çatışmaların normalde özgürleşen dünyada azalması gerekiyordu fakat dünya bu sınavı başarıyla verebilmiş değil. Ne yazık ki Hantington haklı çıktı. Benim kanaatime göre ABD’nin Irak ve Afganistan işgalinde yaşanan olaylar terör gruplarını daha çok cesaretlendirdi. Kürt sorununa gelince; soğuk savaşın sona ermesi  Kürt meselesini, PKK meselesini derinden etkilemiştir. Çünkü eskiden PKK ya ne Batıdan ne de Avrupa’dan destek vardı. Yalnızca Sozvyetler Birlği sempatiyle bakıyorlardı. PKK 90′ların başına kadar çok güçlü bir silahlı örgüt değildi. Fakat soğuk savaşın sona ermesiyle dünyadan PKK ya destek çıkmıştır. Bunda Körfez savaşı döneminin etkiside büyüktü. Saddam Hüseyin:’in Kürtlere yönelik kimyasal silahlarla yaptığı Halepçe Katliamı sonrası kürtleri korumak için destek verdi. Bugün Kuzey Irak’ta nerdeyse bağımsız bir Kürdistan var. Suriye’deki Kürtlerde bölgedeki olaylardan etkilenip varlığını sürdürmekte. Ve Türkiye’de gerçekleşen açılımın nasıl sonuçlanacağı belirsizse de Kürtlerin soğuk savaş sonrası dönemde seslerini çok daha fazla duyurdukları kesindir.

-Bu oluşan düzende Kuzey- Güney diyoloğunu nasıl yorumlarsınız?

Bugün uluslararası ilişkilerin en önemli tartışma konularından birisi de Kuzey – Güney meselesidir. Batı ülkeleri ki Kuzey ülkeleri diye değerlendiriliyor.. Bunlar; endüstrileşmelerini ve gelişmelerini tamamlamış ülkelerdir. Fakat Güney’dekiler geri kalmış ülkelerdir. Ve bu Güney ülkeleri Kuzey ülkelerinin yanına kalkınarak gelmek gibi bir politika izliyorlar. Fakat kalkınmış olan ülkeler geçmişte yaptıkları şeyleri bu ülkelerin yapmamalarını istiyorlar. Ne gibi mesela? Çevre kirliliği, doğanın korunması gibi konularda birtakım uluslararası kurallar çıkarılmış. Geçmişte böyle engeller olmadığından rahatlıkla ilerlemişler. Bunu yaparken de deneyim kazanmışlar ve benzer şeyleri gelişmemişlerin yapmamalarını istiyorlar. Bu konuda bir çatışma ortamı var. Çözümü ise bu ülkelere gelişmiş ülkeler destek vermeli. Bunların maliyetleri eskiye oranla çok yüksektir . Bu konuda sivil kuruluş örgütleri etkin olmuştur. Ancak bu sorunların çokta kolay hallolacağı söylenemez. Benim kanaatime göre bu anlaşmazlık devam edecek. Günümüzde gelişmiş ülkeler yatırımlarını gelişmeyen ülkelere kaydırıyorlar. Bu, bu ülkeler için karlı gibi görünse de gelişmiş olan ülke kendi doğasını korumuş oluyor ama yatırımın olduğu ülkede doğaya zarar veriliyor. Uluslararası uygulamalarda doğaya yönelik adımların oluşu da önemli bir adımdır. Ancak bazı ülkeler buna hiçbir şekilde yanaşmıyorlar. Bu da sorunun devamını getirmektedir.

 

TÜRKİYE POTANSİYELİ OLAN BİR ÜLKEDİR

-Soğuk savaş sonrası düzende Türkiye’nin yeri nedir? Türkiye’ye biçilen rol ve Türkiye’nin uyguladığı politika hangi yöndedir?

Türkiye birtakım sorunları olmasına rağmen gelişmekte olan bir ülke. Öne çıkan ülkelerden birisi. Türkiye’nin genç nüfusa sahip olması,dinamik toplum yapısı Türkiye’yi dünyada ön plana çıkardı. Bugün dünyanın her yerinde Türk iş adamları var. Türkiye özellikle tekstil ve inşaat sektöründe büyük ilerlemeler kaydetti. Türkiye’nin aynı zamanda NATO üyesi olması, AB’ne tam üyelik müzakereleri yürüten bir ülke olması da Türkiye’yi ön plana çıkaran etkilerden olmuştur. Türkiye itibarı yükselen bir ülke oldu. Hem ekonomik,ticari olarak hemde problemler karşısında göstermiş olduğu tutumlar dolayısıyla. Fakat buna rağmen Türkiye’nin hiçbir zaman iddia edildiği gibi dünya aktörü olduğu anlamına da gelmemeli. Bu tabi ki zaman zaman Türkiye’ye ters etkide yaratıyor. Mesela Suriye konusunda Türkiye’nin çok fazla ön plana çıkması kendisine biçmiş olduğu misyonun büyük olduğunu gösterdi bize ve daha dengeli bir politika yürütmesi gerektiğini anladık. Ancak son dönemlerde özellikle Amerika ile 1 Mart tezkeresi (2003) krizi, İsrail’le yaşanan “one minute” krizi, Fransa ile Ermeni yasası gibi krizler nedeniyle Türkiye’ye Batılı ülkelerin tepkisine neden oldu. Eksen kayması gibi değerlendirilse de tam olarak böyle denilemez ama zaman zaman radikal bir değişikliğe gidildi dış politikada. Bunun konjoktürel bir gereksinim olduğunu söylüyor politikacılarımız. Türkiye’nin bir uluslararası aktör olması bu gücüyle beraber mümkün olabilir mi? Buna bütünüyle evet diyebilmemiz çok zor. Türkiye’nin büyük güçlerle rekabet edecek gücü yok sonuçta GSMH sı 800 milyar dolardır bu krizde olduğunu söylediğimiz pek çok  Avrupa ülkesiyle oranlandığında oldukça azdır.  Ama avantajları vardır. Türkiye bu avantajları kullanmaya çalışan bir ülkedir.

 

RUSYA’NIN REKABETTEN VAZGEÇMESİ DİNAMİKLERİNE AYKIRI

-Yeni düzende ABD ve Rusya ne yönde bir politika yürütüyor? Ve bu gelecek açısından ne anlama gelir? Yeniden bir çift emperyal jeopolitik düzen mümkün müdür?

Soğuk savaşın sona ermesi biraz öncede belirttiğimiz gibi iki kutuplu dünyanın tek kutuplu dünyaya dönmesine yol açtı. Sovyetler Birliği’nin dağılması Rusya açısından bir kazanç oldu. Rusya sırtındaki bir takım yükleri atmış olduğu için rahatladı. Belirli bir dönem Rusya sanki ABD ve batıyla rekabeti bırakmış bir ülke görünümü kazandı. Fakat Rusya’nın dinamikleri buna izin verecek durumda değil ve zaman zaman farklı platformlarda çıkışını sürdürdü. Amerika ile ve tabi diğer aktörlerle rekabeti sürdürdü. Özellikle Amerika’yla Rusya Federasyonu arasında yaşanan füzeler krizi vardı. Polonya ve Çekoslovakya’ya yerleştirecek füzelere sert tepki gösterdi. Ve Amerika’yı vazgeçirmeyi başardı. Buda Rusya’nın hala sözünün geçtiğinin göstergesidir.  Rusya Sovyetler döneminde olduğu gibi Amerika’yla rekabetten vazgeçmiyor ama metotları değiştiriyor ve daha kararlı hareket ediyor. Yalnız zaman zaman bunları yaparken Sovyetler Birliği zamanı olduğu gibi Amerika’yla çatışan bir Rusya yerine rekabetini çatışmadan sürdüren bir Rusya’dan söz edebiliriz. Bunda ise Putin fakörünün etkisi büyüktü ve bu şekilde de devam edecek gibi görülüyor. Rusya aynı zamanda Avrupa ülkeleri, bağımsız devletler topluluğu ve Shangay ile de alternetif gruplar yaratıyor. Ve bu kararlı tutumun gelecekte de devam etmesi büyük olasılıklar arasında.

 

AMERİKA’NIN ÖNÜNE GEÇEBİLECEK BİR GÜÇ HENÜZ GÖRÜLMÜYOR

-Diğer yükselen bölgesel güçleri de hesaba kattığımızda ABD hegomanyası için sonun başlangıcı olduğu öngörüsü yapılabilir mi? Ve büyüyen güçler karşısında ABD’nin olmuş ve olası tedbirleri sizce ne olabilir?

Hiçbir güç tarihte ebedi olmamıştır. Yani büyük güçler tarihte hep var ola gelmiştir. Ama bunlar her zaman devamlılık arz etmemiştir. Dolayısıyla ABD bugün dünyanın en büyük süper gücüdür. Son zamanlarda bir kısmı uluslararası sistemden kaynaklanan bir kısmı kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlar yaşamaktadır başta ekonomik kriz olmak üzere. Aynı zamanda düyada birçok olayla ilgilendiğinden zaman zaman sorunlar yaşamaktadır. Bunların ABD’ye güç kaybettirdiği bir gerçektir fakat bu Amerika’nın yakın bir gelecekte çökeceği iddialarını haklı çıkaracak türden değildir. ABD dünyada kriz çıkarmakta ve aynı zamanda kendi ülkesinde sorun çözmektede uzmanlaşmış bir ülkedir. Yaşanan olaylardan Amerika’nın olumsuz etkileneceği doğrudur fakat Amerika’nın bunları çözemeyeceği beklentisi gerçekçi değildir. Nitekim geçen gün bütçenin onaylanmaması nedeniyle 17 Ekim’de Amerika’nın iflas edeceği söylendi ama son gün kongre bütçeyi onayladı ve bu sorun da çözüldü. Bu biraz Amerika’da ki sistemden kaynaklanan bir şeydir. Her ülkede olduğu gibi Amerika’nın da politik birtakım problemleri vardır fakat Amerika’nın önüne geçecek bir güç henüz günümüz dünyasında görülmüyor. Çin’den uyuyan dev uyandı şeklinde söz ediliyor,rakip olarak görülüyor ama Çin hiçbir zaman bir ABD değildir. Gücü ve deneyimi Amerika gibi olmasına yeterli değildir. Bunun dışında AB karşı alternatif olarak sunuluyorsa da adı üstünde AB’de homojen,tek bir yapı yok. Amerika’nın karşısına çıkarak Amerika’dan rol alması çok kolay görülmüyor. Almanya bireysel olarak güçlenmiş meydan okuyan güç şeklinde sunulsada Amerika’nın önüne geçebilecek gibi görünmüyor. Belki tek tek değilde dayanışmayla ülkeler bunu yapabilir ancak bu hem kolay anlaşılabilir bir şey değildir hem de ülkeler kendilerini riske atmak istemeyeceklerdir.

 

TÜRKİYE AVANTAJLARINI KULLANAN BİR ÜLKE

-Türkiye’nin bu düzende kalıcı olmasının koşulları sizce nedir?

Türkiye biraz önce de söylediğim gibi potansiyeli olan bir ülke. Bu yeni dünya düzeninde Türkiye bu potansiyelini kullanabilirse daha öne çıkabilecek daha gelişebilecek bir aday ülke gibi duruyor. Fakat bunları yaparken Türkiye’nin çok dengeli bir politika izlemesi kaçınılmaz. Çünkü dış politikada sorun yaşayan bir ülke bu avantajlarını kullanma fırsatını da kaybedebilir. Bu nedenle fazla gerginlik ve çatışma yaşamadan Türkiye dengeli bir dış politika ile beraber bu yeni dünya düzeninden daha fazla yararlanabilecek bir ülke gibi duruyor. Genç nüfus, iş gücünün fazla olması, dünyayla entegre olma konusunda istekli ve arzulu olabilecek bir Türkiye bunlardan yararlanabilir ki bunu kısmen yapıyor. Türkiye bugün hemen hemen her ülkede yatırımı olan bir ülke. 2 sene öncesine kadar Türkiye BM Güvenlik Konseyi geçiçi üyeliğine seçildi. Türkiye bu politikalarını sürdürmeli. Çatışmacı kimlikten kendini biraz daha sıyırarak dünyayla daha fazla ilişki kurma politikasını sürdürmeli. Ve tabiki Türkiye’nin bunları yaparken dış politikasıda dünyada bir dış lobi oluşturması gerektiğinide söylememizde yarar var. Nasıl ki dışarıda bir Rum lobisi var Ermeni lobisi, Yahudi lobisi var böyle bir Türk lobisi oluşturması Türkiye’ye gelecekte büyük avantaj sağlar.

 


    Yorumlar

EN ÇOK OKUNANLAR
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
ARŞİV